ask me anything

Bazılarının, duygularının meşrebini bilemem ama ağırlığı gayet hafif.
— derinnarkoz (via derinnarkoz)
Bir yürek yok saf altından.
— Adem Oslu

Sürgün

Ben bu kasketi başımdan hiç çıkarmamıştım
Sükunet sessiz gelip omzunda nifak taşırdı
Biraz şaşırdım sonra geçti yoluma baktım
Saklanan tüm gerçekler sonuna kadar korunamazdı
Dedim ki kaderi yazan, bu tanrı mı?
Anlar öyle birikti yıl oldu utandığım
Bunaldığım zamanların sonuydu üzülmedim
Aklım ipini suya salmış ol bu sanrının
Usanmışım ben dört yanım pas ve kir
Kastedilmiş her ne varsa yalanlandı bildiğim
Bu pisliğin içindeyim kalktı yakalarım
Susmadıkça diklendim, kaçtığında yakaladım
Bu sonbahar aldı benden iliklerimi
Artık her ne varsa boşluk oldu saymadım söylediklerini

Dik tepenin zirvesiydik sonra düştük en dibine
Öylesine konuşmuştum, gelenler gitti bile…

Kırk yılın başıydı…
Boynumda idam ipleri…
Kabullendim olmadı, hayat inkar istedi…
Zift tadında rüyalardı toplayıp da derdiğim…
Varımı yoğumu aldın elden, ne vardı verdiğin?
El insaf dedim, kudretiyle titredin…
Çıkışa ne zaman yürüyor olsam ayaklarımı kilitledin…
Bu nasıl insafsızlık, bu nasıl zulümdür?
Yıllar oldu uykudayım, kabusum bitmedi…
Cihandan haberdarım son yıllarda keşmekeşte
Sandım her zaman ben doğru şıkkı seçmek elde
Olmayınca olmuyor, silahlarımı teslim ettim
Sustum en sonunda ben de meczupluğa terfi ettim
Feza biraz suratsız şu günlerde…
Gel bu tastan iç, özgür ol rüzgarlar esmedikçe…
Bu yolun sonundayız, karanlığın dibindeyiz…
Bu sürgünün yok biteceği.

Nova (2014) - Short Film

Yeni filmim.

Kardeşim Merhaba

Sıkışıktı, tek görebildiğim karanlıktı. Sıkışık sert kabuğumun içinde hiç ışık yoktu. Halimden hiç rahatsız değildim çünkü ışığı, sesi ve havayı bilmiyordum daha. En tuhafı da kendi kokumu hiçbir zaman bilemeyecek olmamdı.

Bekliyordum. Ne kadar beklediğimi o zamanlar tarif edemezdim ama şimdi üzerime konan bir kuşun sesi ve yapraklarımın doğup-ölme döngüsünün arasındaydım. O seslerin kısalığı ve o döngünün uzunluğu arasında bekledim.

Beklemekten bıktım. Beklemekten de düşünmekten de bıktım. Tıpkı şu ufak, yorgun yapraklar gibi uçuşarak düşmek istiyordum. Sonra içimde hareketlenmeler hissettim, ölü bedenimin içinde canlıydım artık. Hiçbir anım birbirine benzemiyordu; sertliğimi, yoğunluğumu kaybediyordum. Büyümeye başladım.

Birden hatıralarım canlandı; evet, çıkarmışlardı beni daha önce öldürdükleri derimin içinden. Yandım, kurudum sonra serinledim. Galiba ölüyordum çünkü daha sonrasını hatırlayamıyorum. Ama işte buradayım, genleşiyorum her an. Hissedebildiğim tek bir varoluşken, şimdi kendimi parçalara ayırabiliyordum, bir bütünken bölünmüştüm. Düşüncelerimi ise bedenimin ayrı parçalarında toplayabiliyordum.

Ölürken beni yakan ışık birden bir parçamı sardı, kavrulmam lazımken o sıcaklık beni mutlu ediyordu, rahatsız olmuyordum aksine ona ulaşabilmek için hızla yükselmeye karar verdim. Kabuğumu soyan insanın dediği gibi “Cennet ve cehennem var, ikisinin arasındayım.” Ben ışığa yükselirken köklerim daha da alçalıyordu. İki dünya arasındaydım, bir yanım cennete giderken, bir yanım cehennemde oturuyordu.

Cennete giderken farklı şeyler de hissediyordum. Beni eğip büken, neredeyse ikiye bölecek kadar güçlü olan bir şey vardı. Üzerime sertçe düşen damlaları da, aksine narin konan kar tanelerini de, böcekler ve kuşları da hissediyordum.

Durmadım, büyüdüm. Mağrur görüntümle dallarımı dört bir yana savurdum. Genç sansalar da ben ihtiyarlığımı yaşıyordum, tuhaf ancak ihtiyarlamışken gençliğimi yaşayabiliyordum. Ne kadar yeter desem de büyümeye devam ediyordum. Eskiden beni ikiye bölecek güçlü rüzgarlarda artık salınıyordum.

Bir güneş yemeği sırasında büyük bir acıyla köklerimden ayrıldığımı hissettim. Bölünmüştüm, parçalarımın daha da küçültülmesi için kesilmiştim. Beni liğme liğme bölen şey ise annemin demiri ve karbonunun birleştirilmiş haliydi. Artık kendimi binlerce hissediyordum, tek parça bedenim şimdi binlerce parçaya ayrılmıştı. Kömürle ve boyayla da tanışmıştım. Biri içimi, biri de dışımı kaplamıştı. Kendimi hazır hissettiriyolardı ama yine de uzun bir bekleyişin kurbanı oldum.

Ben bekliyordum ama farklı olan şeyler vardı. Tenimi hissetmeye başladım. İçimdeki kömürle de iletişime geçmek istiyordum, o hep tek taraflıydı, merakımdan bir yudum alıp soruyordum, sert duvarına çarpıyordu cevapsız sorularım. Yine de seviyordum kömürü, borçlu hissediyordum, bana geçmişimi hatırlatıyordu.

Bir gün tenimde parmakları hissettim, beni sıkıca kavramıştı. Ucumu bir kağıda dayandırdı, kardeşim sen ne hale gelmişsin, kağıt beni tanımadı. Olsun, birazdan tanışacaktık.

Sürtündüm kömürümle kağıda, kömürüm canlandı; kardeşim ise merhaba dedi. Yanlış olan şeyler vardı sanki, biz hoyratça kullanılıyorduk, engel olamıyordum kendime. Zaten ne zaman engel olabildim ki! Yeter bizi bıraksınlar, ölümüm ve yeniden yaşamım bile bu insanlar yüzünden olmadı mı?

Kömürümle içimden geçenleri hissedebiliyordum, çokça yaşadığım terkedilme hissini çok iyi bilirim. Bu adamın hisleriyse beni bir silah yaptı, her harfi içimde kavurup kağıda kusturuyordu sanki.

Kağıtları tüm gece yaktı ve sonunda babamız olan güneş geldi, adam da ışıkları toplayıp desteledi.

Mert Pervin

Jessica Chastain

Amy Adams

Bugünkü yağmurun sonuçlarına duyulan aşk üzre yapılmıştır!
Hareketli film afişi denemesi.

Bugünkü yağmurun sonuçlarına duyulan aşk üzre yapılmıştır!

Hareketli film afişi denemesi.

Ankara’sız Happy videosu olmaz, Ankara’da da Happy olmaz. :D

Natalie Portman