ask me anything

Eva Green

24 Plays
Omega Vibes
Diaspora

Omega Vibes - Diaspora

Yaratıcılığın anası ihtiyaçtır.

(Kaynak: greenpeaceee)

29 Plays
Anne Marie David
Tu Tu Recon

Anne Marie David - Tu Tu Recon

200. Gün

200. Gün

İşte bir sürü olay sana ve bir sürü soru.

İşte bir sürü olay sana ve bir sürü soru.

Kapat ve aç gözünü,
Gördüğün yalan.
Düşün ki çevrendeki tüm yüzlere kandığın kadar.
Kapat ve açma şimdi,
Gördüğün sahi.
Düşün bir yoksun artık bir varmış olsan dahi.
— Hayki
53 Plays
Eliyahu Sills & Qadim Near East
Durme Durme

Eliyahu Sills & Qadim Near East - Durme Durme

99 Plays
Janet & Jak Esim
Yo Era Ninya de Kaza Alta

Bazı şarkılar insanı neden ağlatır ki? Bazı fotoğraflar bir yumruk gibi oturur boğazına da yutkunamazsın. Nefesini keser hani saniyede yirmidört kere bir melekle mucizeye şahit olursun. Gözlerin dolar, boşalır, dolar da gülümsersin göklere, bulutlar çarpar rüyalarına, sen onları su zannedersin.

Eşitlenemedik.
Ya geçmiştim seni, ya geride kalmıştım.
Olamadık bir çayın yanyana duran iki küp şekeri gibi.
Duramadık aynı anda gökte bir ay bir güneş.
Dönüşemedik aynı buzdan eriyen iki damlaya.
İçiçe geçemedik kaldırım taşı olup.
Kayamadık yıldız gibi, iki çift göz olup göremedik.
Bir kuşun iki kanatı olup uçamadık huzur mavisine.
İki parmak olup şıklatamadık birbirimizi.
O müzikler hep öksüz kaldı.
Sen olman gereken yerde olamadın bir türlü.
Yazman gerekenleri yazamayıp söylenecekleri de söyleyemedin.
Oysa o şarkıların vurgun girişlerine ne de güzel yakışırdın.
Her nefes kanatlarını biriktirirdi sözlere.

Yatağına düşersin ve uyanırsın, bulutlar rüyalarına çarpmış ve seni “normal” hayata döndürmüştür.

Yere inince bütün çabaların boşuna olduğunu anlıyorum. Hayat aşırılığın sonsuz tekrarından ibaret sanki, herkes her hareketiyle kusmuğa çeviriyor bu güzel dünyayı. Aklım bu kadar karışıkken şimdi ben cümleleri nasıl kurmayı başarayım, nasıl tatlı yumuşak bisküvilerini güzel umutlarla süsleyim. Bu arada bu şarkıyı ne kadar sonra ağlamadan dinleyebileceğim? Saçma olan da burda işte, niye ağlamamak için direşiyoruz? Bırakalım aksın gözyaşları, asit gibi eritsin gökyüzümüzü. Delinsin de gökyüzüne baktığımızda o deliklerden başka dünyaları görebilelim. Düşünsene göremediğimiz renkler, duyamadığımız sesler var. Tadamadığımız onca şey. Belki acı, tatlı, ekşi ve tuzlu olmayan şeyler de vardır o deliklerden geçip de gözümüze sığan ışıklarda. Peki sonsuzluğu ve sınırsızlığı ölçmek için gözümüze sığmayıp taşan ışıkları düşünmek yetmez mi? Küçücüğüz, onları düşününce biz küçücüğüz. Tüm varoluşu gözünün önüne getirsene, gözüne sığdırabildiğin kadar bile yeter. Bir de küçücük bir insanı koy yanına. Özleri aynı, oysa ki hacimleri ne kadar farklı. Ama bütün varoluş nasıl olur da bu insanın içine sığabilir. Belki de bunlar bizi ağlatan, nefes aldırmayan, üzen içinden çıkamadığımız kendimiz ve çaresizliğimizdir. İçine hapsolduğumuz evreni aslında kendi içimizde varediyoruz ve ne zaman ruhun güzelliğini simgeleyen şeyler dışarı vurulsa bunlar “güzel” şeyler oluyor. Tüylerimizi ürperten şey de bu sanırım. Hiç sırası değilken bir şeyler hatırlatması, insanı ağlatması, kısaca insanın içindeki bütün varoluşu derinden sarsan, depremler yaratan güç, bu gücü yine kendi içimizden çıkartıyoruz, ne tuhaf.

Bir de hikmeti bilinen bir adam karlı bir kayın ormanında şunu sordu; memleket mi, gençliğim mi, yıldızlar mı daha uzak?